Suudi Arabistan, bölgesel krizler ve ABD merkezli güvenlik anlayışındaki değişimle birlikte savunma politikalarını yeniden şekillendiriyor. Anadolu Ajansı Orta Doğu Haberleri Danışmanı Metin Mutanoğlu’nun AA Analiz için kaleme aldığı değerlendirmeye göre ülke, 1932’de resmen kurulduğu tarihten bu yana en derin krizlerinden birini yaşıyor.

ABD ile uzun soluklu ilişki

Suudi Arabistan ile ABD arasındaki ilişkiler, ülkenin kurulduğu 1930’lu yıllara uzanıyor. Amerikan petrol şirketi Standard Oil of California (SOCAL) mühendislerinin arama çalışmaları, petrol üretiminin temelini attı. Ülke 1980 yılında petrolün tamamını millileştirdi, ancak Washington ile ilişkileri sürdü.

Ekonomide Amerikan şirketleri ülkenin en etkili oyuncuları arasında yer alıyor. Askeri alanda ise Riyad yönetiminin silah sistemleri ve teknik destek konusunda ABD’ye bağlı olduğu belirtiliyor. Resmî istatistiklere göre ülke, Amerikan silah şirketlerinden her yıl neredeyse 3 milyar dolarlık alım yapıyor.

Körfez Savaşı ve Arap Baharı sonrası

Körfez Savaşı’nda ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri, Saddam Hüseyin’in ordusunu Kuveyt’ten çıkardı. Metinde bu sürecin, Suudi Arabistan’ın ulusal ve sınır güvenliğinde Amerikan gücünü belirleyici hale getirdiği ifade ediliyor.

Irak’ın 2003’te ABD tarafından işgali, bölge ülkelerinin ABD’ye duyduğu güvende sarsıntıya yol açtı. Buna karşın askeri ilişkilerde ciddi bir kopma yaşanmadığı kaydediliyor.

2010’un sonunda başlayan Arap Baharı ile Körfez ülkeleri farklı tutumlar aldı. Yemen, Libya, Suriye ve Sudan’daki gelişmeler, Körfez içindeki bölünmeleri de görünür kıldı. Metne göre bu süreç, Suudi Arabistan’ın silahlanmaya daha fazla önem vermesine yol açtı.

Vizyon 2030 ve yeni ittifaklar

Muhammed bin Selman’ın Veliaht Prens olarak atanmasının ardından açıklanan Vizyon 2030 Planı’nda, askeri teçhizat harcamalarının 2030’a kadar yüzde 50’den fazlasının yerlileştirilmesi hedefi yer aldı. 2024 verilerine göre bu hedefin yüzde 25’i gerçekleştirildi.

Metinde, ABD ve İsrail’in 2026 Şubat ayında İran’a yönelik başlattığı savaşın Suudi Arabistan’ı savunma alanında hızlı adımlar atmaya yönelttiği belirtiliyor. Washington merkezli CSIS uzmanı Michael Ratney’in 24 Eylül tarihli analizine atfen, Körfez’deki savaşın Riyad’ın güvenlik anlayışındaki kırılganlıkları ortaya koyduğu aktarılıyor.

Arab News’te 9 Ağustos 2026’da yayımlanan bir makalede, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026’da imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın ABD merkezli düzenin yerini almaktan çok, onu tamamlayan yeni bir bölgesel kolektif savunma mekanizması olduğu belirtiliyor.

Metne göre Suudi Arabistan, ABD ile ilişkilerini koparmadan bağımlılığını azaltmayı ve yeni ittifaklara yönelmeyi en mantıklı seçenek olarak görüyor. Metin, bu adımın ülkenin 1980’de petrolünü millileştirmesine benzer bir yaklaşım olduğunu vurguluyor.