Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Musa Kulaklıkaya, “Sudan'daki Barış Girişimleri ve Çabalarının Koordinasyonunun Güçlendirilmesine İlişkin Altıncı Danışma Toplantısı” için gittiği İsviçre'nin Cenevre kentinde Anadolu Ajansı muhabirinin sorularını yanıtladı.
Sudan'daki kriz
Kulaklıkaya, Sudan krizinin uzun süredir uluslararası gündemin önemli başlıklarından biri olduğunu söyledi. Krizin, Sudan'daki aktörler arasındaki bir çatışma olarak başladığını belirtti. Zamanla ülke içindeki vatandaşları insani ve güvenlik açısından etkileyen, bölge ülkelerini de etkisi altına alan bir krize dönüştüğünü ifade etti.
Kulaklıkaya, sorunun çözülememesinin ek sorunlara yol açtığını ve durumun daha karmaşık hale geldiğini dile getirdi. Sınır ülkelerden gelen silahlı müdahalelerin ve bazı aktörlerin savaşan taraflara verdiği desteğin krizi daha da zorlaştırdığını söyledi. Çatışma ortamında ortaya çıkan insani yardım ihtiyaçları ile bu ihtiyaçların karşılanmasındaki güçlüklerin krizi derinleştirdiğini belirtti.
Kulaklıkaya, Sudan'daki sorunun çözümüne yönelik çok sayıda girişim bulunduğunu, bölge ülkeleri ve uluslararası kuruluşların farklı inisiyatifler geliştirdiğini aktardı. Bu girişimlerin belli aralıklarla tarafları bir araya getirmeye çalıştığını söyledi.
Kulaklıkaya, Mısır'ın başkenti Kahire'deki toplantıya da Türkiye'yi temsilen katıldığını hatırlattı. Bir ateşkesin sağlanmasının arzu edildiğini, ancak savaşan tarafların üstünlük sağladığını düşündükleri anda ateşkese yanaşmadıklarını söyledi. Kapsamlı bbir barış için Sudan'ın içindeki dinamiklerle yürütülen bir diyalog mekanizması oluşturulmaya çalışıldığını belirtti.
Türkiye'nin Sudan ile tarihi, kültürel ve ekonomik bağlarının bulunduğunu vurgulayan Kulaklıkaya, Ankara'nın olayı başından beri yakından takip ettiğini ve bu girişimlere yapıcı katkılar sunmaya çalıştığını ifade etti. Bazı durumlarda taraflar arasında arabuluculuk yapıldığını da sözlerine ekledi.
Kulaklıkaya, Türkiye'nin hem kendi imkânlarıyla hem de diğer ülkelerle iş birliği içinde yaptığı insani yardımlarla Sudanlı halkın yanında olmayı sürdürdüğünü söyledi. Toplantılarda Sudan'ı temsil eden hiçbir tarafın davet edilmediğini ve bunun büyük bir eksiklik olduğunu dile getirdiğini belirtti. Savaşan tarafların, koordinasyon mekanizması olan bu toplantılara tartışmaya yol açmamak gerekçesiyle davet edilmediği yönündeki argümanı değerlendirdi. Buna rağmen tarafların muhatap alınacağı ortamların oluşturulmasının gerekli olduğunu söyledi.
Toplantıya katılan bazı aktörlerin Sudan ordusu ile milis güçlerini eşit iki savaşan taraf olarak gördüğünü, hiçbirini Sudan'ın meşru temsilcisi olarak kabul etmediğini aktaran Kulaklıkaya, Türkiye'nin askeri bir rejim olsa da ordunun ülkenin meşru temsilcisi olduğu anlayışını benimsediğini söyledi. Milislerin soykırıma varan eylemlerinin bulunduğunu da belirtti.
Kulaklıkaya, Sudan'da son dönemde insani yardım alanında dahi kullanılan bazı savunma sanayisi ürünlerinin yıkıcı etkilerinin görüldüğünü söyledi. İki tarafın da bu unsurları sivillere karşı kullanmamaya daha fazla dikkat etmesi gerektiğini belirtti. Bu konunun toplantıda gündeme getirildiğini ve Türkiye'nin de bu çağrıyı desteklediğini ifade etti. Kulaklıkaya, öncelikle derhal bir ateşkesin sağlanmasını, kalıcı ve sürdürülebilir barış için tüm tarafların diyalog mekanizmalarını canlı tutmasını ve askeri çözüm yerine barış odaklı yaklaşımın benimsenmesini istediklerini söyledi.
Gazze ve Batı Şeria
Kulaklıkaya, Ekim 2023'ten bu yana İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarıyla Filistin sorununun farklı bir boyuta evrildiğini belirtti. Sorunun yalnızca Gazze'deki soykırımla sınırlı kalmadığını, işgal altındaki Batı Şeria'da da İsrail'in artan ihlallerinin görüldüğünü söyledi.
Kulaklıkaya, Filistinlilerin topraklarına ve evlerine el konulduğunu, İsrailli yerleşimcilerin güvenlik güçlerinin desteğiyle arazilere saldırdığını, zeytin hasadı yapan çiftçilerin engellendiğini ve ürünlerinin çalındığını ifade etti. Bu tür insan hakları ihlallerinin her gün yaşandığını söyledi.
Şarm el-Şeyh Barış Zirvesi'nde ilan edilen barış planının, yoğun saldırıların durdurulması ve Gazze'ye insani yardım girişi gibi bazı olumlu gelişmelere hizmet ettiğini belirtti. Hamas ile yürütülen görüşmelerde de anlaşma sağlandığını dile getirdi. Kulaklıkaya, Türkiye'nin de yer aldığı arabulucularla yapılan görüşmelerde Hamas'ın barış planında öngörülen hedefler için üzerine düşen sorumluluğu büyük ölçüde yerine getirdiğini söyledi. Silahsızlanmanın kabul edilmesinin de bu sürecin en önemli aşamasıydı.
Kulaklıkaya, Hamas'ın tüm şartları kabul ettiğini açıklamasına rağmen İsrail'in bu anlaşmayı tanımadığını ilan ettiğini ve ihlallerin sürdüğünü belirtti. Bir yandan katliamın göreceli olarak azaldığını, ancak belirli kişileri hedef alan öldürme olaylarının devam ettiğini söyledi.
Kulaklıkaya, anlaşma kapsamında Gazze'ye düzenli insani yardım girişi öngörülmesine rağmen beklentilerin karşılanmadığını vurguladı. Günlük 600-700 insani yardım tırı girmesi planlanırken, günde en fazla 100-150 tır girebildiğini ve bunların yaklaşık yüzde 60'ının ticari mallardan oluştuğunu aktardı.
Kulaklıkaya, İsrail'in okul, hastane ve fırın gibi sivil hizmetlerin yeniden sağlanması için gerekli inşaat malzemelerinin girişine bilinçli olarak izin vermediğini söyledi. Yeni bir kış dönemine girilirken Gazzelilerin sıkıntılarının arttığını belirtti.
Barınma sorununun çok önemli olduğuna dikkat çeken Kulaklıkaya, insanların çadırlarla yaşamaya çalıştığını, ancak çadırların kış koşullarına dayanıklılığının çok düşük olduğunu söyledi. Türkiye'nin 80 bin konut olarak kullanılabilecek konteyner sevk etmeye hazır olduğunu açıkladığını, ancak bu konuda ilerleme kaydedilemediğini belirtti. Bazı insani yardım malzemelerinin El-Ariş Limanı, Refah ve Mısır'da bekletildiğini, bunun nedeninin üzerinde Türkiye'den geldiğine dair işaretler bulunması olduğunu ifade etti.
Kulaklıkaya, İsrail'in Filistinlileri göçe zorlayarak hedeflerine ulaşmak istediğini, bunun Gazze için olduğu kadar Batı Şeria için de geçerli olduğunu söyledi. İsrail'in Filistin meselesindeki kazanımları yok saydığını ve iki devletli çözümü göz ardı ettiğini belirtti. 27 Ekim'de İsrail'de yapılacak seçimleri gözeterek İsrailli yetkililerin iç kamuoyuna mesaj vermek için Filistin konusunda olumlu bir adım atmadığını, komşu ülkeleri hedef alan açıklamalarda bulunduğunu ifade etti.