İstanbul'da düzenlenen 19. Verona Avrasya Ekonomik Forumu'na katılan İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan, Türkiye'nin jeopolitik gelişmelerdeki rolüne ilişkin açıklamalarda bulundu.
Erdoğan, son yıllarda Türkiye'nin çevresinde yaşanan jeopolitik krizlere dikkati çekerek Ankara'nın bu zorlu coğrafyada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde son 23 yılda Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'sını (GSYH) yıllık ortalama yaklaşık yüzde 5,5 oranında büyüttüğünü söyledi. Bölgede çatışmaların yaşanmadığı bir ortamda Türk ekonomisinin yıllık ortalama yaklaşık yüzde 6 oranında büyüyebileceğini belirtti.
Erdoğan, “Türkiye'nin, çok kutuplu bir dünyaya doğru ilerlerken dünya açısından oldukça faydalı olabilecek bir yol bulduğunu düşünüyorum. Ancak şu anda yeni bir dünya düzenine alışmanın sancılarını yaşıyoruz.” dedi. Dünyanın 21. yüzyılda çok daha karmaşık ve çok boyutlu bir yapıya sahip olacağının giderek daha iyi anlaşıldığını ifade etti.
“Türkiye Yüzyılı” vizyonu
Erdoğan, Türkiye'nin ortaya koyduğu “Türkiye Yüzyılı” vizyonuna değindi. Erdoğan, “Bu, Türkiye'nin yeni dünya düzeninin şekillenmesinde ve bu düzenin yeni gerçekliklerinin oluşmasında önemli bir rol oynayacağı anlamına geliyor.” ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin çatışmaları yönetme, karşılık verme ve zorlu koşullarda yol bulma konusundaki kabiliyetlerine ve kendine özgü imkânlarına dikkati çeken Erdoğan, “Türkiye aynı zamanda, daha adil bir dünyanın ve daha hakkaniyetli bir uluslararası düzenin mümkün olduğuna ilişkin bir vizyona da sahip.” değerlendirmesinde bulundu.
Servetin belirli ellerde birikmesi yerine insanlığın ihtiyaçları doğrultusunda paylaşılmasının daha adil bir dünya düzeni kurulmasını sağlayabileceğini belirten Erdoğan, Ankara'nın dünyada en fazla insani yardım sağlayan ülkeler arasında yer aldığını hatırlattı. Nüfus başına düşen insani yardım açısından bakıldığında Türkiye'nin birinci sırada bulunduğunu anımsatan Erdoğan, bunun nedeninin Türkiye'deki yardımlaşma ve paylaşma kültürü olduğunu söyledi.
Dünyadaki eşitsizlikler ve diyalog
Kapitalizmin yalnızca ekonomik bir sistem değil, aynı zamanda dünyaya bakış biçimi olduğunu ifade eden Erdoğan, dünyadaki sorunların insanları toplumsal ve siyasal süreçlere katılmaktan uzaklaştırdığını ve kurumlara ile siyasete duyulan güveni azalttığını belirtti.
Erdoğan, Türkiye'nin daha barışçıl bir dünya için kültürel açıdan kendine özgü bir yaklaşım ortaya koyduğunu vurgulayarak şunları kaydetti:
“Türkiye, daha barışçıl bir dünyanın mümkün olduğunu savunmaya devam ediyor ve pek çok alanda sorumluluk üstleniyor. İstanbul'un uluslararası toplantıların düzenlenmesi açısından en elverişli merkezlerden biri haline gelmesinin nedeni de budur. Çünkü burada bütün ülkeler bu toplantılara katılabiliyor. Oysa geçmişte geleneksel olarak bu tür etkinliklere ev sahipliği yapan pek çok şehir, bugün bazı ülkelerin veya temsilcilerin katılımına izin verme konusunda zorluklar yaşıyor. Dolayısıyla bugün burada bir araya gelmiş olmamız, Türkiye'nin 21. yüzyılda daha iyi bir dünyanın inşasına sunabileceği çok şey olduğunu açıkça gösteriyor.”
Erdoğan, Avrupa'nın bir siyasi yapı olarak egemenliğini ilgilendiren birçok meselede yalnızca ABD'ye güvenmemesi gerektiğine de işaret etti.
Bölgesel sorumluluk ve arabuluculuk
Erdoğan, “Türkiye de daha fazla özerklik ve egemenlik ortaya koyan, bölgesinde daha fazla sorumluluk üstlenen ülkelerden biri.” dedi. Terörsüz Türkiye sürecine de değinen Erdoğan, “Türkiye, bu meseleyi yalnızca yaklaşık 50 yıldır devam eden kendi sorunları ve sıkıntıları nedeniyle değil, aynı zamanda bölgenin yararına olduğu için de doğrudan ele alıyor.” ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin dünyada, yakın çevresinde ve komşu coğrafyasında sorumluluk üstleneceğini belirten Erdoğan, bunun örneklerini çeşitli bölgelerden verdi. Erdoğan, “Türkiye, bütün bu meselelerde arabuluculuk yapmaya ve orta yol bulmaya çalışıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde, artık bu konuda kendini kanıtlamış bir geçmişe sahip olduğunu düşünüyorum. Türkiye, bütün taraflarla konuşabilme ve çatışmaların sona erdirilmesi konusunda samimi bir duyarlılık gösterebilme kapasitesine sahip.” dedi.
Erdoğan, bunun daha güçlü bir ülke inşa etmek ve gelecek nesiller için daha parlak bir gelecek oluşturmakla yakından bağlantılı olduğunu, bunun dünya açısından da olumlu bir gelişme olduğunu söyledi.
Kudüs ve ticari rotalar
Erdoğan, dünyanın gözünün Kudüs'te olduğunu belirterek şehrin üç İbrahimi dinin merkezinde yer aldığını kaydetti. Kudüs'ün dünyadaki milyarlarca insan için geçmişte önemli bir odak noktası olduğunu, gelecekte de bu konumunu sürdüreceğini dile getirdi.
Ticari rotalara da değinen Erdoğan, “Türkiye ise bütün bu unsurlar açısından hem bir geçiş güzergâhı hem de bölgenin ve dünyanın ihtiyaç duyduğu birçok mal ve hizmetin giderek daha önemli bir sağlayıcısı durumuna geliyor.” dedi.
Mekke Paktı ve bölgesel ilişkiler
Erdoğan, “Bu nedenle Mekke Paktı'nın, Pakistan ve Suudi Arabistan gibi orta ölçekli güçlerin de katılımıyla Türkiye'nin sorumluluk üstlenmeye hazır olduğunu gösteren bir girişim olduğunu düşünüyorum.” ifadelerini kullandı. Türkiye'nin Suudi Arabistan, BAE ve Mısır gibi ülkelerle geçmişteki sorunların ardından uzlaşmayı ve ilişkilerin önündeki sorunlara rağmen orta yol bulmayı başardığını söyledi.
Erdoğan, bütün sorunların ortadan kalkmadığını ancak Ankara'nın anlaşmazlık yaratan meselelerin ötesine geçmeyi ve bölgesel ilişkilerin iyileştirilmesini hedeflediğini vurguladı. Ankara'nın bu süreci daha iyi diyalog ve daha fazla refah için bir fırsat olarak gördüğünü belirten Erdoğan, “Bugün Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın karşılıklı savunma paktı içinde bulunduğu bir noktaya gelmiş olmamız, bu ülkelerin bölgesel istikrar ve güvenlik konusunda sorumluluk üstlenmeye hazır olduklarını gösteriyor. Bunun, Soğuk Savaş döneminde alışık olduğumuz düzene ve tek kutuplu ya da iki kutuplu dünya anlayışına karşı iyi bir alternatif olduğunu düşünüyorum.” dedi.
Erdoğan, daha fazla bölgesel aktörün kendi bölgelerinde daha fazla sorumluluk üstlendiğinin ve kendi geleceği hakkında karar verdiğinin görülmesi gerektiğini aktardı. Orta Doğu'da yaşanan her şeyin Avrupa ve ABD'yi de etkilediğini dile getirdi. Bölgesel aktörlerin daha fazla sorumluluk üstlenmesinin büyük güçler tarafından saygıyla karşılanması ve teşvik edilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.
Barış, kalkınma ve eşitsizlik
Erdoğan, dünyanın her yerinde barış istendiğini vurgulayarak teknoloji, kalkınma ve ilerlemeden söz edilen bir ortamda bu kavramların barışa hizmet etmesi gerektiğini söyledi. Birleşmiş Milletler kalkınma hedeflerinin artık gündemde daha az yer aldığına dikkati çeken Erdoğan, insanlığın daha iyi bir geleceğe ulaşması için barışın sağlanması gerektiği konusunda ortak bir anlayış bulunmadığını ifade etti.
Ekonomik alanda eşitsizliklerin arttığını belirten Erdoğan, Küresel Kuzey ile Küresel Güney arasındaki eşitsizliklerin de büyüdüğünü kaydetti. Diyaloğun önemine dikkat çeken Erdoğan, “Dünyada birçok alanda, sektörde ve farklı konuda çok sayıda ön yargı ve çifte standart bulunuyor. Bu ön yargılar ve çifte standartlar, insanların birbirleriyle konuşmasını ve iletişim kurmasını zorlaştırıyor.” dedi.
Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle Moskova'ya uygulanan yaptırımlara değinen Erdoğan, Filistin halkının uzun süredir en fazla yaptırıma maruz kalan topluluklardan biri olduğunun altını çizdi. Erdoğan, “(Filistin'deki) Soykırım devam etmesine rağmen Avrupa Birliği'nin Rusya'ya uyguladığı yaptırımlarla benzer düzeyde yaptırımların İsrail'e uygulanacağına dair herhangi bir umut görünmüyor. Elbette şimdi Birleşik Krallık ve Kanada gibi ülkelerden bazı sınırlı adımlar atıldığını görüyoruz. Ancak bu çifte standartlar, insanların Avrupa'daki muhataplarına duydukları güveni zedeliyor.” ifadelerini kullandı.
Erdoğan, ön yargılardan kurtulunması, çifte standartların ortadan kaldırılması ve diyalog kanallarının açık tutulmaya devam edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.